Psikolojik sorunlar neden oluşurlar?

Psikolojik sorunlar neden oluşurlar?

İnsan beyni

Yaşadığımız psikolojik ve belki de fiziksel sorunların oluşumunda sorumlulardan bir tanesi beynimizdir. Beyin denilen mucizevi yapı tüm uyku ve uyanıklık anındaki (bir gün boyunca ve bütün bir yaşam boyunca) davranışlarımızı belirleyen yapıdır. Bir insanı “o” yapan bütün özellikler sinir sistemi tarafından belirlenir. Hareketlerimiz, düşüncelerimiz, umutlarımız, amaçlarımız, hayallerimiz, vücudumuzun çalışması sinir sisteminin ürünleridir. Birçok insanın başına gelir, herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle doktora giderler, bu sorun mide ağrısı, hazımsızlık, kas krampları, baş ağrısı, kan şekerinin düzenlenememesi gibi çeşitli nedenlerden biri olabilir. Fizyolojik bazı tahliller yapılır, gerekirse ultrason, tomografi ya da MR gibi görüntüleme tekniklerinin kullanıldığı incelemeler tamamlanır ve bütün bu tahliller sonucunda sorunun kaynağı bulunamaz ve “psikolojik olabilir”, “sinir sisteminden kaynaklanabilir” gibi açıklamalar yapılır. Bu açıklama bir anlamda doğrudur. İnsanın içinde bulunduğu psikolojik durum ya da ruh hali sinir sisteminin salgıladığı bir takım kimyasal maddeler (nörotransmitterler) aracılığıyla vücudun çalışmasını etkileyebilir. Ya da insanın kişilik yapısı ve sıkça tekrarladığı bazı davranışlar bu maddelerin fazlaca salınmasını ve dolaylı olarak vücudun çalışmasını bozuyor olabilir.

 

Sinir sisteminin iletişimini sağlayan kimyasal kuryeler olan nörotransmitterler sinir sistemi ve davranışlar arasında bağlantıyı kurarlar. Yani normal çalışan bir beyin ve vücut fonksiyonları açısından yaşamsal önemdedirler. Bu nörotransmitterlerin etkileri sinir sisteminde üretildikleri yerlere göre değişir. Örneğin asetil kolin adı verilen nörotransmitter hem kasların koordinasyonu ve hareketiyle ilgiliyken, aynı zamanda öğrenme, bellek, dikkat üzerinde de önemli etkilere sahiptir. Asetil kolinin azalması bunama olarak da bilinen Alzheimer hastalığına neden olabilir.

Serotonin sıkça bilinen bir diğer nörotransmitterdir. Serotonin uyku düzeni, yeme alışkanlıkları (açlık ve tokluk hissi), ruh hali ve acı hissetme ile alakalıdır. Ayrıca serotoninin aynı zamanda alkolizm, depresyon, intihar, irkilme tepkileri, agresif tepkiler ve stresle baş etme gibi çeşitli davranışlarla alakası olduğu bilimsel araştırmalarda ortaya koyulmuştur (Carillo ve ark. 2009). Bu araştırmalar aslında beyinde serotonin artışıyla sonuçlanan antidepresan kullanımının neden birçok hastalığa ya da duruma iyi geldiğini açıklamaktadırlar. Ya da birçok kişinin merak ettiği antidepresan kullandıktan sonra psikolojik olarak iyileşeceğini düşünmesinin mi iyileşmeye aracılık ettiği yoksa gerçekten ilaçların fizyolojik etkilerinin mi bu sonuçları doğurduğu sorusunun cevabı da bu araştırmalarda gizli. Aslında psikolojik olarak iyileşeceğine inanmanın da (plasebo etkisi diyoruz) yine beyinde serotonin artışına neden olduğu ve iyi olma döngüsünü başlattığı sanılmaktadır. Yani psikolojik ve fiziksel sorunlarınız için yardım aldığınız kişilerin ya da kullanılan tedavi yöntemlerinin işe yarayacağına inanıyorsanız tedaviden daha çok fayda görürsünüz.

Sonuç olarak sinir sisteminin çalışma şekli fiziksel ve ruhsal iyi oluş halimizi belirleyen etkenlerden biridir. Beyindeki kimyasalların ve beynin çeşitli anatomik yapılarının çalışma şekli bozulmuşsa bu durum kişilerde ruhsal hastalıklar ya da çeşitli davranış sorunları olarak gün yüzüne çıkabilir.

Bu kimyasalları yeniden dengelemek ve sinir sistemi yapılarında oluşan hasarları azaltmak amacıyla psikotropik ajanlar (psikiyatrik ilaç) kullanımı bahsi geçen sorunların çözümünde kullanılabilecek olan etkili ve güvenli yöntemlerden biridir. Buna yukarıdan aşağıya tedavi denir. Beyni değiştirerek davranışsal ve ruhsal durumda düzelmeyi hedefleme anlamına gelir. Yani başka bir deyişle psikiyatri hekiminiz size herhangi bir sorununuz için ilaç kullanmanız gerektiği yönünde bir öneride bulunmuşsa sizi yatıştırmaya, uyuşturmaya, sinirlerinizi gevşetmeye ya da sizin tepkilerinizi söndürmeye çalışmamaktadır. Aksine sorun oluşturan durum ya da davranışın değişimi için beyninizin çalışma şeklinin değişmesi gerektiğinin farkında olduğu ve bunun bir yolu olan “sinir sisteminin çalışmasında aracı olan kimyasalların dengelenmesi” konusunda yeterli düzeyde eğitim almış olduğu için bu öneriyi sunmaktadır.

NOT: Günümüzde bilinen onlarca nörotransmitter vardır ve yeni araştırmalarla sayıları her geçen yıl artmaktadır. Bunların hepsinin isimleri ve çalışma düzeneklerinden bahsetmek bu yazının amacını aşacağı için bahsedilmedi. İlgilenenler (kaynak bul) daha ayrıntılı araştırma yapabilirler.

Genetik Yapı

Kime benziyorsunuz? Bir çoğumuz bu soruya gözlerim anneme benziyor, ya da babamın kopyasıyım, belki de dedem gibi sarışınım şeklinde cevaplar veriyoruz. Fiziksel yapımızın atalarımıza benzemesini sağlayan açıklama genlerimiz aracılığıyla yapılıyor. Atalarımızın baskın genleri sayesinde çeşitli fiziksel yapılarımızı onlardan alıyoruz. Peki beynimiz ya da davranışlarımız kime benziyor? Bu soruya da babam gibi detaycıyım, annem gibi kaygılıyım şeklinde cevaplar veren çok insan duydum. Evet gözlerimiz gibi beynimiz de atalarımıza benzeyebilir ve onların baskın genleri çeşitli davranış kalıplarımızın ya da duygu tepkilerimizin ortaya çıkışında etkin rol oynamış olabilirler.

Kaynak: https://drturnabengucoskun.com/makaleler/psikolojik-sorunlar-neden-olusurlar.html

Öğrenme

Hemen aklınıza bu soru gelebilir. Acaba atalarımızın genlerini taşıdığımız için mi ruhsal açıdan onlara benziyoruz yoksa sürekli çeşitli durumlara verdikleri tepkileri deneyimlediğimiz için mi? Muhtemelen her ikisi de…Genetik olarak akraba olmayan (örneğin üvey anne gibi) kaygılı bakım verenleri olan çocuklar erişkin yaşamlarında daha kaygılı bireyler haline geliyorlar.

Kaynak: https://drturnabengucoskun.com/makaleler/psikolojik-sorunlar-neden-olusurlar.html

Çevre

Peki yaşadığımız sorunlarda içinde bulunduğumuz çevrenin etkisi yok mu? Elbette var. Bazılarımız sorunların daha kolay çözüldüğü çevrelere doğup yaşam boyunca daha az sorunla karşılaşabiliriz. Ya da bazılarımız savaşın içine doğup sadece hayatta kalma becerilerimizi geliştirerek yaşamı devam ettirebiliriz.

İçinde bulunduğumuz dönemde günlük yaşamın stresinin artmış olması, insanın hızlı yaşama, sürekli üretme ve tüketme, hatta bazen üretmeden tüketme döngüsünde sıkışmış olması ruhsal sıkıntıların artmasında temel çevresel nedenler arasında sayılabilirler.

Ya da sürekli çeşitli manyetik alanların içinde, zararlı uyaranların çevresinde yaşama zorunluluğumuz (bu alanların insan psikolojisine yaptıkları etki henüz bilinmediği için) belki de günümüzde stresle ilişkili hastalıkların artmasına katkı sağlıyor olabilir.

Kaynak: https://drturnabengucoskun.com/makaleler/psikolojik-sorunlar-neden-olusurlar.html

Erken çocukluk yaşantıları

Bireylerin erken çocukluk döneminde içinde bulundukları ortam, onların ruh dünyalarının oluşumunda temel çevresel etken olması bakımından diğer çevresel etkenlerden ayrılabilirler. Güçlü kişilik yapısının oluştuğu, sorun çözme becerilerinin yeterince geliştiği ortamlarda erken çocukluk dönemini geçiren bireyler sonraki yaşamlarında sorunlarla karşılaştıklarında bunlara daha etkili çözümler üretebilmektedirler.

Kaynak: https://drturnabengucoskun.com/makaleler/psikolojik-sorunlar-neden-olusurlar.html

Kişilik yapısı

Herkesin kişilik yapısı ve mizaç özellikleri vardır. Daha önce bahsedilen etkenlerin kişilik oluşumu üzerinde etkisi vardır. Hem kişinin doğuştan getirdiği mizaç özellikleri hem de daha sonra çevresi ve yaşantısı etkisiyle oluşan “kişilik yapısı”, bireyin yaşamı boyunca karşılaştığı sorunlarla baş etmesinde ve ruhsal sorunlar ortaya çıkarmasında etkilidirler. Kişilik yapısı, bireyin çeşitli durumlarda ortaya çıkaracağı davranış kalıplarını belirlerler.

Kaynak: https://drturnabengucoskun.com/makaleler/psikolojik-sorunlar-neden-olusurlar.html

Şemalar

Bütün bahsedilen yapıların etkisiyle kişinin çeşitli durumlara yaklaşım şemaları ortaya çıkar. Herkesin her gün yaşadığı olaylar karşısında tepki verme şekli şemalar halinde kaydedilmişidir. Bazılarımız olaylara daha olumlu yaklaşırken, diğerlerimiz sorunlar karşısında karamsar ya da kaygılı olabiliriz. Bütün bunları belirleyen bizim düşünme şeklimizdir. Düşünme şeklimiz bedensel tepkilerimizi ve davranışlarımızı belirleyen unsurlardandır. Bu nedenle çeşitli psikolojik sorunların tedavisinde kişilerin düşünme şekli hedef alınır. Daha yapıcı düşünen kişilerin sorunlu durumlara daha kolay çözümler üretecekleri ve davranışlarını daha kolay yönlendirecekleri varsayımından hareket edilir. Davranışları ve düşünme şeklini değiştirerek kişinin ruhsal yapısının değiştirilmesi şeklindeki tedavi yöntemlerinin de (bilişsel terapi, davranışçı terapi, şema terapi vs.) aşağıdan yukarıya çalışarak tedavi ettikleri gösterilmiştir. Kişilerin olaylara yaklaşım tarzının ve gösterdiği davranış kalıplarının değişmesi beynindeki kimyasal ileti sistemini (özellikle serotinini) ve ruhsal durumu düzenleyen beyin yapılarının değişmesini sağlar.

Sonuç olarak ilaç tedavileri ve çeşitli psikoterapi türleri ruhsal hastalıkların tedavisinde aynı amaca hizmet ederler, sadece kullandıkları araçlar ve tedavi süreleri birbirinden farklıdır.

 

NOT: Bu yazının hazırlanılmasında “Psychsmart, Aklımın Aklı: Psikoloji kitabından faydalanılmıştır.

Bu yazıyı paylaş

Comment (1)

  • Elif Hanedan Yanıtla

    Çok teşekkürler, açıklayıcı bir yazı olmuş.

    3:57 pm içinde Kasım 8, 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir